EDDA

Yeterince sonsuzum
ekip:

Gönderiler bekleyebilir, sen oyunu mutlaka kullan!
30 Mart, Pazar

ekip:

Gönderiler bekleyebilir, sen oyunu mutlaka kullan!

30 Mart, Pazar

"Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz."

Herkesin ölümü kendi rengindedir!

minervanin-baykusu:

Gezi Parkı Olayları ve DevrimBu yazıda devrim diye tutturanlara gelsin!6 gündür Taksim ve Beşiktaş’ta olaylar var. İnsanlar haklı bir mücadele için protesto haklarını kullanmaya çalışırken polisin orantısız ve gereksiz şiddetine maruz kaldı ve kalıyor.Olaylar birkaç saat sürseydi polisi suçlayabilirdik fakat 6. güne girildiği ve hala saçma sapan açıklamalar yapıldığı için haklı olarak başbakanı suçluyoruz. Başbakan’ın daha ılımlı olmasını, özellikle yerel yönetimle ilgili kararlar alırken halkı daha fazla önemsemesini istiyoruz.Tabii bu makul istekleri bazı kesimler farklı bir tonda istediğinde kafalarda bazı soru işaretleri oluşuyor. Mesela orduyu göreve çağıranlar oluyor. Ya da etrafa saldıranlar… İnsan bu kişilerle birlikte dururken üzülüyor tabii ama ortada bir haksızlık var ve buna karşı dururken etrafında kimlerin olduğunun bir önemi yok.İşin kötü tarafı ne biliyor musunuz: “istifa istifa” diye bağırılan bu hükümet ya da Tayyip Erdoğan gittikten sonra yerine geçecek daha iyi bir alternatif yok. Merak ediyorum acaba dünyanın her yerinde mi böyle, acaba her yerde mi insanlar vasatlar arasında seçim yapmaya zorlanıyor? Eğer öyleyse vay dünyanın haline.İşin diğer kötü yanı da ne biliyor musunuz? Devrim safsatası. Bakıyorum herkesin dilinde bir devrim lafı. Devrim her zaman saçmalık olmuştur arkadaşlar. Devrimler hep kanlı ve hep hayal kırıklığıyla gerçekleşir. Devrimden sonra nasıl bir düzen hayal ettiğinizi de merak ediyorum. Bunu ilk olarak merak etmeye gösteri alanındaki “Müslüman Devrimciler” pankartını gördüğümde başladım. Sosyalist devrimcilerin olduğunu zaten biliyoruz. Bazı liberal arkadaşlarımın da zaman zaman devrim talepleri olduğunu görüyorum. Sizce bu kadar farklı grupların gerçekleştirdiği bir devrim beraberinde uzlaşıyı getirebilir mi?Ayrıca devrim öyle kendiliğinden mi gelir sanıyorsunuz? Hiçbir devrim yoktur ki başka ülkeler tarafından destek alınmadan gerçekleşmiş olsun. Peki bu destek öylesine mi olur? Hayır tabii ki. Yeni kurulacak düzen o devletin kontrolünde gerçekleşir. Peki siz devriminizde hangi ülkeden destek almayı düşünüyorsunuz? Hangi devlet size devrimden sonra kendi ideolijinizi yaşatmak için destek verecek? Hımm, henüz düşünmediniz mi? Boşverin, boşuna düşünmeyin. Bu zamana kadar düşünebilseydiniz devriminizi yapardınız zaten.Peki ne olacak bu işler? Ne olacak bu haksızlıklar, düzensizlikler? Nasıl düzelecek bu yanlışlar?Öncelikle şunu bilmekte fayda var: haksızlık ya da yanlışlık olarak düşündüğümüz bir çok şey aslında olması gerektiği için öyle. İnsanların büyük bir kısmı o şekilde fayda sağladığı için de o düzen öyle devam ediyor. O işin düzelmesi için o işten fayda sağlayamayan kesimin genişlemesi ve bilinçli bir şekilde bir şeyleri değiştirmek için and içmesi gerekiyor. Bu and içmek de devrim naraları atmak değil tabii ki. Sabırlı bir şekilde yıllar içinde çözüme kavuşturma planı geliştirmek. Şöyle de diyebilirim: devrim out evrim in.Söylediklerimi bir hikayeyle pekiştireyim:90 yıl önce yeni kurulan bir ülke olan Türkiye’nin doğusunda yaşayan bir genç varmış. Çok akıllı, çok bilgiliymiş. Kısa zamanda “her şeyi bilen” ünvanı kazanmış. Bu genç, ülkede bazı sorunların olduğunu görmüş. Çözüm için Ankara’ya gitmiş. Kurucuyla konuşmuş. Kurucu buna mebusluk teklif etmiş. Kabul etmemiş. Başka mebuslarla konuşmuş. Yine kimseyi ikna edememiş. Sonra ben derdimi halka anlatayım demiş. Halk yavaş yavaş bunu dinlemeye başlamış. Ankara bu işe bir dur demek istemiş. Hapislere atmış, insanlardan tecrit etmiş. Bizim genç “o zaman ben daha ileriki zamanlarla iletişime geçeyim” demiş ve sonra kitaplar yazmaya başlamış. Hapislerde gizli gizli yazmış da yazmış. Bu kitapları 40 sene sonra başka bir genç almış okumuş. Yazanlar kafasına yatmış. “Ben bu projeyi hayata geçireyim” demiş. Başlamış çalışmaya. Projesini herkese anlatmaya başlamış. Kahvede camide herkese anlatıyormuş. Kısa süre içerisinde bu genç de Ankara’nın dikkatini çekmeyi başarmış ve hapse atılmış. Bir süre sonra çıkmış hapisten. “bu iş böyle olmayacak. Benim ileriki zamanlarla iletişime geçmem lazım” demiş ve birkaç arkadaşıyla birlikte başlamış öğrenci yetiştirmeye. Öğrencilerin ihtiyaçları için esnaftan yardım alıyormuş. Esnaf bu genç adamı 40 yıl boyunca hiç yalnız bırakmamış. Öğrenciler daha fazla öğrenci yetiştirsin diye önce öğretmen olmaya teşvik edilmiş. Yeterince öğretmen olunca okullar açılmış. Okullar açıldıkça daha fazla insana ulaşılmış. Bu arada sesin daha fazla kişiye ulaşması için gazete çıkarılmaya başlanmış. Sonra radyo, sonra televizyon derken basın ayağı tamamlanmış. Bu arada yeni öğrenciler polis ve asker olmaya teşvik ediliyormuş. Tüm bunların yeterli olmadığı asıl mücadelenin hukuk alanında olduğu farkedilmiş ve öğrenciler hukuk fakültelerine yönlendirilmiş. O öğrenciler sonra ülkenin her yerinde her kademesinde görev almaya başlamış ve 90 yıl önce yaşamış olan bir gencin ülkede gördüğü aksaklıkları kendilerince düzeltmeye başlamışlar. Ülkedeki en etkili cemaat olmuşlar. Ve uzun bir zaman önce de gözlerini dünyaya dikmişler.Evet hikayede de görüldüğü üzere yapısal bazı sorunlar öyle devrimle falan çözülmez. Sistemli ve sabırlı bir şekilde uzun bir süreç içerisinde kişi ve kurumların evrilmesiyle çözülür.-Furkan Menekşe 02 Haziran 2013

minervanin-baykusu:

Gezi Parkı Olayları ve Devrim

Bu yazıda devrim diye tutturanlara gelsin!


6 gündür Taksim ve Beşiktaş’ta olaylar var. İnsanlar haklı bir mücadele için protesto haklarını kullanmaya çalışırken polisin orantısız ve gereksiz şiddetine maruz kaldı ve kalıyor.Olaylar birkaç saat sürseydi polisi suçlayabilirdik fakat 6. güne girildiği ve hala saçma sapan açıklamalar yapıldığı için haklı olarak başbakanı suçluyoruz. Başbakan’ın daha ılımlı olmasını, özellikle yerel yönetimle ilgili kararlar alırken halkı daha fazla önemsemesini istiyoruz.


Tabii bu makul istekleri bazı kesimler farklı bir tonda istediğinde kafalarda bazı soru işaretleri oluşuyor. Mesela orduyu göreve çağıranlar oluyor. Ya da etrafa saldıranlar… İnsan bu kişilerle birlikte dururken üzülüyor tabii ama ortada bir haksızlık var ve buna karşı dururken etrafında kimlerin olduğunun bir önemi yok.

İşin kötü tarafı ne biliyor musunuz: “istifa istifa” diye bağırılan bu hükümet ya da Tayyip Erdoğan gittikten sonra yerine geçecek daha iyi bir alternatif yok. Merak ediyorum acaba dünyanın her yerinde mi böyle, acaba her yerde mi insanlar vasatlar arasında seçim yapmaya zorlanıyor? Eğer öyleyse vay dünyanın haline.

İşin diğer kötü yanı da ne biliyor musunuz? Devrim safsatası. Bakıyorum herkesin dilinde bir devrim lafı. Devrim her zaman saçmalık olmuştur arkadaşlar. Devrimler hep kanlı ve hep hayal kırıklığıyla gerçekleşir. Devrimden sonra nasıl bir düzen hayal ettiğinizi de merak ediyorum. Bunu ilk olarak merak etmeye gösteri alanındaki “Müslüman Devrimciler” pankartını gördüğümde başladım. Sosyalist devrimcilerin olduğunu zaten biliyoruz. Bazı liberal arkadaşlarımın da zaman zaman devrim talepleri olduğunu görüyorum. Sizce bu kadar farklı grupların gerçekleştirdiği bir devrim beraberinde uzlaşıyı getirebilir mi?

Ayrıca devrim öyle kendiliğinden mi gelir sanıyorsunuz? Hiçbir devrim yoktur ki başka ülkeler tarafından destek alınmadan gerçekleşmiş olsun. Peki bu destek öylesine mi olur? Hayır tabii ki. Yeni kurulacak düzen o devletin kontrolünde gerçekleşir. Peki siz devriminizde hangi ülkeden destek almayı düşünüyorsunuz? Hangi devlet size devrimden sonra kendi ideolijinizi yaşatmak için destek verecek? Hımm, henüz düşünmediniz mi? Boşverin, boşuna düşünmeyin. Bu zamana kadar düşünebilseydiniz devriminizi yapardınız zaten.

Peki ne olacak bu işler? Ne olacak bu haksızlıklar, düzensizlikler? Nasıl düzelecek bu yanlışlar?

Öncelikle şunu bilmekte fayda var: haksızlık ya da yanlışlık olarak düşündüğümüz bir çok şey aslında olması gerektiği için öyle. İnsanların büyük bir kısmı o şekilde fayda sağladığı için de o düzen öyle devam ediyor. O işin düzelmesi için o işten fayda sağlayamayan kesimin genişlemesi ve bilinçli bir şekilde bir şeyleri değiştirmek için and içmesi gerekiyor. Bu and içmek de devrim naraları atmak değil tabii ki. Sabırlı bir şekilde yıllar içinde çözüme kavuşturma planı geliştirmek. Şöyle de diyebilirim: devrim out evrim in.

Söylediklerimi bir hikayeyle pekiştireyim:

90 yıl önce yeni kurulan bir ülke olan Türkiye’nin doğusunda yaşayan bir genç varmış. Çok akıllı, çok bilgiliymiş. Kısa zamanda “her şeyi bilen” ünvanı kazanmış. Bu genç, ülkede bazı sorunların olduğunu görmüş. Çözüm için Ankara’ya gitmiş. Kurucuyla konuşmuş. Kurucu buna mebusluk teklif etmiş. Kabul etmemiş. Başka mebuslarla konuşmuş. Yine kimseyi ikna edememiş. Sonra ben derdimi halka anlatayım demiş. Halk yavaş yavaş bunu dinlemeye başlamış. Ankara bu işe bir dur demek istemiş. Hapislere atmış, insanlardan tecrit etmiş. Bizim genç “o zaman ben daha ileriki zamanlarla iletişime geçeyim” demiş ve sonra kitaplar yazmaya başlamış. Hapislerde gizli gizli yazmış da yazmış. Bu kitapları 40 sene sonra başka bir genç almış okumuş. Yazanlar kafasına yatmış. “Ben bu projeyi hayata geçireyim” demiş. Başlamış çalışmaya. Projesini herkese anlatmaya başlamış. Kahvede camide herkese anlatıyormuş. Kısa süre içerisinde bu genç de Ankara’nın dikkatini çekmeyi başarmış ve hapse atılmış. Bir süre sonra çıkmış hapisten. “bu iş böyle olmayacak. Benim ileriki zamanlarla iletişime geçmem lazım” demiş ve birkaç arkadaşıyla birlikte başlamış öğrenci yetiştirmeye. Öğrencilerin ihtiyaçları için esnaftan yardım alıyormuş. Esnaf bu genç adamı 40 yıl boyunca hiç yalnız bırakmamış. Öğrenciler daha fazla öğrenci yetiştirsin diye önce öğretmen olmaya teşvik edilmiş. Yeterince öğretmen olunca okullar açılmış. Okullar açıldıkça daha fazla insana ulaşılmış. Bu arada sesin daha fazla kişiye ulaşması için gazete çıkarılmaya başlanmış. Sonra radyo, sonra televizyon derken basın ayağı tamamlanmış. Bu arada yeni öğrenciler polis ve asker olmaya teşvik ediliyormuş. Tüm bunların yeterli olmadığı asıl mücadelenin hukuk alanında olduğu farkedilmiş ve öğrenciler hukuk fakültelerine yönlendirilmiş. O öğrenciler sonra ülkenin her yerinde her kademesinde görev almaya başlamış ve 90 yıl önce yaşamış olan bir gencin ülkede gördüğü aksaklıkları kendilerince düzeltmeye başlamışlar. Ülkedeki en etkili cemaat olmuşlar. Ve uzun bir zaman önce de gözlerini dünyaya dikmişler.

Evet hikayede de görüldüğü üzere yapısal bazı sorunlar öyle devrimle falan çözülmez. Sistemli ve sabırlı bir şekilde uzun bir süreç içerisinde kişi ve kurumların evrilmesiyle çözülür.

-Furkan Menekşe 02 Haziran 2013